Hücre-i Saadet (Hücre-İşerife )Hucurat kelimesi hücrenin çoğuludur. Hücrelerden kasıt efendimiz s.a.v. in hanımları müminlerin analarıyla ikamet ettiği odalardır. Tarih kitaplarının ifade ettiğine göre efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mescid-i Nebeviyi yaptırırken Hz. Aişe ve Hz. Sevde validelerimize birer hücre yaptırmış daha sonra diğerleri içinde evlendikçe birer hücre yaptırmıştır. Bu hücreler kıble, kuzey ve doğu taraflarından Mescid-i Nebeviye bakardı. Hücrelerin yapısı kerpiçten ve hurma dallarından idi.
Hasanul Basri, efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin hücreleri hakkında şöyle der. “ben genç delikanlı iken efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin evlerine girerdim elimi havaya kaldırdığımda elim tavana değerdi. Her evin bir odası vardı. Odalar tahtayla kaplıydı.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu mütevazi odalarda yaşadı hayatını bu odalarda geçirdi. Vefat ettiğinde ise hz. Aişe validemizin hücresine defnedilmiştir. Şimdi bu mübarek hücre-i saadetten biraz detaylıca bahsedelim. Diğer hücreleri inş. yeri geldiğinde ayrıca bahsedeceğiz.
Ömer bin Abdulaziz efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Mescidini inşa ederken Ezvacı Tahiratın hücrelerini Mescid-i Nebeviyi genişletme amacıyla mescidin içine almış sadece hz. Aişenin hücresi dışarıda kalmıştı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hücre-i saadet veya hücre-i şerife diye adlandırdığımız bu mübarek mekanda vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir. Daha sonra vefatlarında Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömerde aynı hücreye defnedilmişlerdir. Bazı kimselerin yorumlarına göre hz. İsa a.s. da yeryüzüne indikten sonra vefatında o da buraya defnedilecektir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in defn’i Hz. Aişe R.A. bir gün bir rüya görür rüyasını babası Ebu Bekir’e anlatır. “rüyamda üç tane ayın kucağıma indiğini gördüm. Rasulullah s.a.v. vefat edince benim evime defnedildi.” Ebu Bekir r.a. bu gördüğün aylardan biriydi ve en hayırlısı idi. dedi .
Malik rh. Rasulullah s.av. efendimizin pazartesi günü vefat ettiğini ve Salı günü defnedildiğini insanların teker teker gelip efendimizin namazını kıldıklarını rivayet ediyor. Bu arada insanlar nereye defnedileceğini tartışmaya başlarlar. Bazıları cennül bakie, bazıları minberin yanına defnetmeyi önerdiler. Ebu Bekir r.a. “ben efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in her peygamber vefat ettiği yere gömülmüştür.” dediğini duydum deyince bulunduğu yere kabir kazıldı ve gusül için gömleği çıkartılmak istenince gaipten bir ses gömleği çıkarmayın diye seslendi. Gömleği çıkartılmadan yıkandı. (muvatta)
Salim bin Ubeyd rivayet ediyor. (eshab-ı suffeden biri idi.) efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin vefatını anlattıktan sonra defni konusunu anlatırken şunları söyledi. Sahabe Ebu Bekir’e ey Rasulullahın arkadaşı efendimiz sallallahu aleyhi ve selemi defnedecek miyiz diye sordular tabii defnedeceğiz dedi. Peki nereye defnedeceğiz? diye sorduklarında vefat ettiği yere dedi. Sonra şunları ilave etti. “Allah celle celeluhu onu yer yüzünün en temiz, en mübarek toprağında ruhunu aldı.” İnsanlar daha sonra meselenin öyle olduğunu anladılar.
İbnü Abbas anlatıyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince insanlar efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin techiziyle meşgulken Abbas r.a. iki adamı çağırdı birini Ebu Ubeyde ibni lcerrah ‘a diğerini de Ebu Talha’ya gönderdi. Ebu Ubeyde Ehli Mekke’nin cenazelerini defnederdi. Ebu Talha ise Ehli Medine’nin cenazelerini defnederdi. Abbas adamları gönderdikten sonra Allahım sen hangisini nebin için hayırlı görüyorsan onu seç diye dua etti. Ebu Ubeydenin adamı Ebu Ubeydeyi bulamadı. Efendimizi Ebu Talha lahde koydu.
Ebu Bekir’in r.a. vefatı ve defn’i Efendimiz sallallahu aleyhi ve selemden sonra onun ilk halifesi olan Ebu Bekir r.a. kızı Hz. Aişeye vefatından önce vasiyette bulunarak vefat ettiğinde cenazesinin efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yanına defnedilmesini istemişti. Yani Hz. Aişe validemizin hücresine defnedilmesini…. Vasiyeti yerine getirilerek oraya defnedildi. Ebu Bekir r.a. hicri 13 yılının cemayziyel ahir ayında 15 gün hasta yatarak vefat etmişti. Hastalığı süresi içerisinde Mescidde Müslümanlara namazları Hz. Ömer r.a. kıldırıyordu. Hz. Ebu Bekir vefat ettiğinde 63 yaşındaydı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de vefat ettiğinde 63 yaşındaydı. Hayatında efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme benzemede azami gayet gösteren Ebu Bekir r.a vefat yaşında bile ona benzemişti. Ve hayatında ondan hiç ayrılmamaya gayret ederdi. Ebedi yolculuğunda da ondan yine ayrılmıyor Hz. Aişenin hücresine defnedilmek suretiyle yine beraber oluyorlardı. Hz. Ebu Bekirin kabri efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hemen yanına kazıldı. Başı efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin omuzlarına gelecek şekilde defnedildi.
Hz Ömer’in şehid edilmesi ve defn’iEfendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mekkeden Medineye hicret ettikten sonra Medinede yaşamanın fazileti hakkında sahabeyi kiramı teşvik etmiş ve orada ölmenin de faziletinden bahsetmiştir. Bu konuda şöyle buyurmuşlardır. “sizden kim Medinede ölebiliyorsa orada ölsün zira ben orada ölenlere şahid olacağım.”(ibn Mace)
Bunu çok iyi anlayan Hz. Ömer daima medinede ölmek için dua ederdi. Duasında Allahım beni senin yolunda şehid eyle ve benim ölümümü Rasülünün memleketinde kıl.” derdi.
Allah c.c. onun duasını kabul etti ve bu iki şıkkı birden onun için yarattı. İslam uleması mihrabda sabah namazı kılarken Mecusi asıllı Ebu Lülüe nin darbesi ile vefat eden hz. Ömerin şehid olması konusunda ittifak etmişlerdir. Olay hicri 23. senenin zilhicce ayında Çarşamba günü oldu. İki tarafı keskin ve zehirli bir hancerle darbelenen hz. Ömer olduğu yere yıkıldı. Ve vüdündna kanlar akarak evine götürüldü. Zaman zaman ayılıyor daha sonra bayılıyordu. Namaz vakti geldi denince ayılıyor evet diyor ve Müslümanların durumunu gözden geçiriyordu. Namazlarını vaktinde kılıyordu. Kendisini kimin darbelediğini sorunca Muğıyra ibn şubenin kölesi Ebu lülüe olduğunu öğrenince “elhamdulillah benim ölümüme bir Müslüman sebep olmamış, imanı olmayan biri sebep olmuş” diye allaha şükrediyordu. Ve üç gün sonra vefat etti. Hicri 24 senesinin Muharrem ayının ilk günü Pazar günü Hz. Ebu Bekirin yanına defnedildi.
Hz Ömer Hücre-i Şerife’ye Defnedilmek İçin İzin İstiyor. Daha önce zikri geçtiği gibi Hz. Aişe rüyasında üç ayın kucağına indiğini görmüştü. Hz. Ebu Bekir de efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince bu üç aydan biri bu en hayırlısı bu demişti. Kendisi de oraya defnedilince ikincisi olmuş oldu. Şimdi üçüncü ay kim olacaktı.
Hz. Ömer oğlu Abdullah’ı hz. Aişe’ye göndererek hücre-i şerifeye efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve Hz. Ebu Bekir ile defnedilmek için izin ister. Hz. Abdullah bin Ömer durumu anlatınca ben orayı kendim için düşünüyordum ama bu gün Ömer’i kendime tercih ederim buyurdu. Hz.Abdullah bin Ömer dönünce merakla ne oldu diye sordu. O da izin verdi deyince çok sevindi ve benim için en önemli mesele oraya defnedilmekti buyurdular. Daha sonra ben vefat edince beni hücre-i şerifeye kadar götürün ve içeri girerken selam verin ve izin isteyin eğer izin verilirse oraya, izin verilmezse Müslümanların kabristanına gömün.” buyurdular.
İbn Abbas anlatıyor : Hz. Ömer seririnin üzerine kondu. İnsanlar grup grup gelip ona dua ediyor ve namaz kılıyorlardı. Etrafı hep insanlarla sarılıydı. Ansızın biri omzuma dayandı baktımki Ali bin Ebi Talip yüzünden ömerin vefatına olan üzüntüsü okunuyordu. Ve şöyle diyordu. Ya Ömer ne kadar Allaha senin amelinle kavuşmak isterdim. Ben Allahın seni o iki arkadaşınla beraber kılacağına inanıyordum ve yine Allah’ın resulünden ne kadar çok işitmiştim “ben ve Ebu Bekir ve Ömer girdik, çıktık, gittik, geldik” diye…
Hz. Aişe r.a. hz. Ömer hücre-i şerifeye defnedilene kadar iki kabrin yanına rahat girer çıkardı. Ancak hz. Ömer defnedildikten sonra sanki hz. Ömer hayattaymış gibi ona saygısından örtünerek girip çıkmaya başlamıştır. Bundan sonra evini de iki kısma ayırmış bir kısmında kabirler bir diğer kısmında da kendisi ikamet etmiştir. Bunu hz. Aişe anlatırken şöyle der. “evi ikiye ayırana kadar araya duvar ördürene kadar evde üstüme başıma dikkat ederdim. Duvar örüldükten sonra rahat hareket eder oldum.”
Hücre-i Saadet’in İçi ve Kabirlerin DurumuBu mübarek üç kabirin durumu hakkında muhtelif rivayetler vardır. Ancak bir rivayet üzerinde ittifak edilmiştir. O da şudur.
Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kabri kıble cihetinde ilk kabir yani en önde olanı onun arkasında Ebu Bekir r.a. ın kabri başı efendimizin omzuna gelecek şekilde. Onun da arkasında Hz. Ömerin kabri onun da başı Hz. Ebu Bekirin omzuna gelecek şekilde….
İbnun Neccar Semhudi bu görüşün sahih olduğunu ve İslam alimlerinin çoğunun bunu yazdıklarını söylüyor. Nevevi r.h. da Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme selam konusunu açıklarken Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme selam verdikten sonra bir zira sağ tarafa kayar ve Hz. Ebu Bekir’e selam verir ve yine bir zira sağ tarafa kayar Hz. Ömer’e selam verir diye tarif eder. Buda kabirlerin konumunun yukarıda açıklandığı gibi olduğunu teyid eder.
Önemli Not: Bu üç mübarek kabirin günümüze kadar kesinlikle üstü hiçbir şekilde örtülmemiş alçı mermer vs. yapılmamıştır. Olduğu tabii halinde bırakılmıştır. Son zamanlarda nereye ait olduğu belli olmayan ve Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kabrinin içerden görüntüsü olarak tarif ve tavsif edilen bir fotoğraf elektronik postayla yayılmakta ve insanlar bu konuda yanlış bilgilendirilmekte ve idlal edilmektedir. İçeriye girme şerefine nail olmuş her şahıs bunun böyle olduğunu ifade etmiştir.
Buna bir misal:Kasım bin Muhammed Hz. Aişe validemize giderek “anacığım Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ve iki arkadaşının kabirlerini bana gösterir misin diye rica etmiş o da kabirlerin perdesini kaldırarak göstermişti. Kabirlerin üstü açık ve üzeri kırmızı kum ile örtülü idi.
878 h. de yapılan bazı duvarların tamiri esnasında içeri girme kendisine nasip olan Semhudi de bu konuda özetle şöyle der:“Hücre-i Şerife’ye arka taraftan girdim. İçeride hayatımda hiç koklamadığım bir koku vardı. Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme ve iki arkadaşına selam verdim. Selamı bitirdikten sonra içeriyi soranlara da anlatmak ve gözümü bu mübarek mekan ile nurlandırmak amacı ile doyasıya seyrettim. İçerisi düm düzdü. Elimle toprağından aldım. Kum ve çakıl karışımı idi. Odanın içerisinde küçük bir tümsekten başka bir yükselti yoktu o da zannederim Hz. Ömer'in kabrinin üzeri idi.”
Zannederim hücre-i saadetin içi gözümüz önünde yeteri kadar canlanmıştır.
Hücre-i Saadetin içinde başka kabir yeri var mı?Rivayetlere göre Hz. Aişe validemiz Hz. Abdurrahman bin Avfın ölümü hengamında ona hücre-i saadete defnedilmeyi teklif etmiş o da Hz. Aişe validemize senin yerini yani evini daraltmak istemem sonra peygamberin evini de kabristan haine getirmek istemem demişti.
Yine Hz. Aişe validemiz Abdullah bin zübeyre vasiyetinde beni buraya gömmeyin yani evine…Bu da evinde dördüncü bir kabir yeri olduğunun delilidir. Abullah bin selamdan ve Abdullah bin Ömerden edilen rivayetlere göre bu dördüncü kabrin yeri boştur Hz. İsa aleyhisselam gökten indikten sonra ölünce buraya defnedilecektir. Hafs bin Ömer bin Abdurrahman Hz. Abdurrahman bin Avf’a vefat geldiğinde Hz. Aişe ona haber göndererek hücreyi saadete defnedilebileceğini söyler o da Hz. Aişe ye “Ben senden Hz. Ömer oraya defnedildikten sonra başını hiç açmadığını söylemiştin ayrıca evini daha da daraltmak istemem ve Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin evini de kabristan haline getirmek istemem.”
Bunlar gösteriyor ki hücreyi saadette dördüncü bir kabir yeri vardı. Peki hz. Ömer vefatı hengamında Hz. İaşeden hücre-i saadete defnedilmek için izin istediğinde Hz. Aişe ona ben orayı kendime düşünüyordum ama bu gün seni kendime tercih ederim dediğine göre orada başka yer olmaması gerekmezmi? Bunu şöyle açıklayabiliriz. 1- Hz. Ömer defnedildikten sonra Hz. Aişe kabirlerle kendi oturduğu yer arasına bir hail koymuştu. Oturduğu bu yer vefatından sonra boş kaldı. Belkide Hz. İsa aleyhisselamın defnedileceği dedikleri yer burasıdır. Said bin Müseyyeb de görüştedir.
2- İbnuttin bu yer için şöyle diyor: “Hz. Aişe işin başında ebu bekirden sonra oraya bir kişi defnedilebilir zannediyordu. Hz. Ömer defnedildikten sonra anlaşıldı ki odada bir kişilik daha boş yer var. Oraya da hz. İsa aleyhisselam defnedilecektir. Allahu alem….”
Rivayetlere göre Hz. Aişe validemiz Hz. Abdurrahman bin Avfın ölümü hengamında ona hücre-i saadete defnedilmeyi teklif etmiş o da Hz. Aişe validemize senin yerini yani evini daraltmak istemem sonra peygamberin evini de kabristan haine getirmek istemem demişti.
Yine Hz. Aişe validemiz Abdullah bin zübeyre vasiyetinde beni buraya gömmeyin yani evine…Bu da evinde dördüncü bir kabir yeri olduğunun delilidir. Abullah bin selamdan ve Abdullah bin Ömerden edilen rivayetlere göre bu dördüncü kabrin yeri boştur Hz. İsa aleyhisselam gökten indikten sonra ölünce buraya defnedilecektir. Hafs bin Ömer bin Abdurrahman Hz. Abdurrahman bin Avf’a vefat geldiğinde Hz. Aişe ona haber göndererek hücreyi saadete defnedilebileceğini söyler o da Hz. Aişe ye “Ben senden Hz. Ömer oraya defnedildikten sonra başını hiç açmadığını söylemiştin ayrıca evini daha da daraltmak istemem ve Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin evini de kabristan haline getirmek istemem.”
Bunlar gösteriyor ki hücreyi saadette dördüncü bir kabir yeri vardı.
Mescid-i Nebevî -14 (Kabr-i Saadet-i Çalma Teşebbüsleri) Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellemin Ve İki Halifesinin Kabirlerini Çalma Teşebbüsleri İslam düşmanlarının rahmet ve şefkat peygamberi Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme düşmanlıkları ta doğduğu günden bu güne kadar devam edip gelmektedir. Onun getirdiği apaçık delillere ve bürhanlara karşı gelemeyen müşrikler onu kah bulunduğu şehirden dışarı çıkarmışlar kah onu öldürmeye teşebbüs etmişlerdir. Fakat rabbimiz onu “vallahu ya’simuke minennas” fermanıyla muhafaza etmiş muhafazasını garantilemiştir. Hayatında buna muvaffak olamayan bu hainler kin ve nefretlerini onun vefatından sonra da devam ettirmişlerdir. Bunu da mübarek cesedini çalma teşebbüsleriyle ortaya koymuşlardır.
Onu koruyacağını ferman buyuran rabbimiz onu hem hayatında hem vefatında müşriklerin eline düşmekten korumuştur.
Birinci teşebbüsleriEfendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in kabrinin açılması veya taşınması diyebileceğimiz ilk teşebbüs 5.hicri asırda Mısır hakimi “hakim bi emrilleh” lakabını taşıyan zatın emri ile olmuştur. Hakim bi emrilleh bu iş için Ebulfutuh adında bir zatı görevlendirmiş ve onu Medineye Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin cesedini getirmesi için göndermişti. Tarihçiler bu olayı Tarihi Bağdad kitabından şöyle naklederler.
Bazı zındıklar hakim Ubeydinin kafasına girerek Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kabrinin mısıra getirilmesinin çok iyi olacağını ve bütün dünyadan Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kabrini ziyaret için mısıra geleceklerini söylediler. Ve Ubeydi, Ebul Futuhu efendimizin kabrini açıp cesedini Mısıra getirmesi için Medineye gönderdi. Ebul futuh Medineye vardığında Medineliler onun ne için geldiğini anladılar. Alimlerden biri çok dokunaklı bir konuşma yaptı ve konuşmasını ayetlerle delillendirdi. Tevbe suresi ayet 12-13 ü okuyarak ayetle bunların yapmak istediklerini ifşa etti. Ve halk bu konuşmadan etkilenerek ayaklandı neredeyse Ebulfethi öldürüyorlardı. Sonra ebulfeth ne yaptığının farkına vardı, onlardan özür dileyerek bu işe kalkıştığına pişman oldu. Ben gelmeseydim hakim beni öldürürdü onun için geldim dedi. Ogün Medinede müthiş bir kasırga oldu develeri bile yükleriyle yuvarladı. Bu Müthiş bir uyarıydı. Ebulfeth bunu da görünce bu işin hayırlı olmadığını anladı ve hakimden de korkusu kalmadı.
İkinci teşebbüsHakim bi emrilleh veya kendi ismiyle ubeydi birinci teşebbüsünden netice elde edemeyince ikinci kez Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kabrini açıp onu Mısıra getirmeye teşebbüs etti. Ancsk bundan netice alamadı. Bu sefer açıktan değil gizlice yapmaya çalıştı. Yer altından tünel kazarak Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin cesedini almaya teşebbüs ettiler. Ancak ehli Medine bunun farkında vardı ve bu işe teşebbüs edenleri bularak öldürdü.
Üçüncü teşebbüs Üçüncü teşebbüsü Hıristiyan aleminin kralları planladılar ve bu planı çok dikkatli uygulamaya koydular. Ancak Allah cc. Habibini hayatta ve vefatta korumayı tekeffül etmişti ve onu her halükarda korudu. Bu üçüncü teşebbüsü semhudi den dinleyelim.
Bu üçüncü teşebbüs Değerli ve Salih sultan Nuriddin Zengi zamanında oldu. Nuriddin Zengi Salih bir indandı. Geceleri teheccüd namazları kılar ve ibadet eder ondan sonra biraz uyurdu. Bir gece teheccüdünden sonra yattı ve Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemi rüyasında gördü. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ona iki sarışın adamı göstererek Nureddin beni bu ikisinden kurtar diyordu. Nureddin korkarak uyandı kalktı abdest aldı namaz kıldı tekrar uyudu. Rüyanın aynısını yine gördü. Korkarak yine aklktı abdest alıp namaz kıldı. Tekrar yattı üçüncü kez aynı rüyayı yine gördü. Kalkınca hemen en güvendiği veziri ve aynı zamanda dalih bir zat olan cemaleddin musuli yi gece yanına çağırdı. Ve olan biteni ona anlattı.
Cemaleddin ona ne duruyorsun sultanım hemen medineye hareket et bu rüyayı senden başkası görmedi. Onun için senin bizzat gitmen gerekir ama bunu kimseye anlatma dedi. Nureddin aynı gece hazırlandı. Yirmi kişilik bir grupla yola çıktı. Veziri cemaleddini de yanına aldı. Medine halkına dağıtılmak üzere bir çok hediye ve para aldı. Medine ulaştığında boy abdesti aldı ve Mescid-i Nebevi ye girdi. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemi ziyaret etti, namaz kıldı. Sonra ne yapacağını bilemeden ravzada oturdu kaldı.
Vezir Medine halkına sultanın medineye Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemi ziyaret etmek için geldiğini ve buarada mesine halkına sadakalar dağıtacığını duyurdu. Medine de kim varsa gelsin sultanın elinden sadakasını alsın. Dedi. Sıultan hem sadalkları dağıtıyor hem de Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin on gösterdiği o iki kişiyi arıyordu. Ama o iki kişi görünmedi. Herkes bitti dediler. Sultan kise kalmadımı iyi araştırın kimse kalmasın dedi. Evet mağribli (faslı) iki zat var ama onlar sadaka almaz onlar muhtac insanlara sadaka verirler dediler. Sultan onlar da gelsin dedi. Geldiklerinde aynen Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin göstediği beni bu ikisinden kurtar dediği şahıslardı. Onlara nerelisiniz dedi
-mağribliyiz hac için geldik bu sene peygamberimizin komşusu olarak yaşamak istiyoruz.
Sultan sert bir eda ile
-doğru söuyleyin
-doğru söylüyoruz.
Sultan
-nerede bunların evi evine götürün beni dedi.
Evleri Hücre-i Şerifenin kıble tarafında Mescid-i Nebevinin dibinde bir ribattı.(vakıf evi)
Eve girdiklerinde içeride bol miktarda para, iki tane mühür ve bazı kitaplar gördüler. Başka bir şey yoktu.
Ehli Medine bu iki insanın çok iyi olduklarını, daima oruç tuttuklarını namazlarını ravza-ı şerifede kıldıklarını, her cumartesi Kubayı ziyarete gittiklerini, her gün mutlaka cennetül baki’i ziyarete gittiklerini söylediler. Sultan henüz kimseye bir şey söylememişti. Ama bir şeyler aradığı belli idi. Evin bir bölümünden bir hasırı kaldırdı gördü ki bir kanal Mescid-i Nebevi tarafına doğru kazılmış.
İnsanlar olayı anladılar ve çok şaşırdılar. Sultan çok fena kızarak bana doğru söyleyin siz kimsiniz ne için buradasınız? dedi. Hıristiyan olduklarını Hıristiyanların onları mağripli hacılar suretinde gönderdiklerini amaçlarının peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin cesedini çalmak olduğunu bunun için en yakın ribatta oturduklarını ,Medine halkına bol bol para dağıttıklarını gece kazıp gündüz Bakii ziyarete gidiyormuş gibi gidip çıkardıkları toprakları kabirlerin arasına döktüklerini itiraf ettiler. Sultan Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ona beni bunlardan kurtar deyişini hatırlayarak ağlamaya başladı. Mescid-i Nebevinin önünde başlarının vurulmasını emretti. emri Mescid-i Nebevinin şark tarafında yani cennetül Baki cihetinde tenfiz edildikten sonra şama döndü.
Nuriddin zengi’nin Medinede ikamet ettiği ev veya Ehli Medineye hediye ve sadakaları dağıttığı ev daha sonra daruddiyafe (ziyefet evi) diye bilinir oldu. Bu ev Mescid-i Nebevinin kuzey tarafında Hz. Ömer kapısının yakında idi. Ancak ikinci ssud genişletmesinde yılılıp Mescid-i Nebevi ye dahil edildi.
Kabri Şerifin Etrafına Sur YapılmasıHakim bi emrillehin Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kabri şerifini mısıra taşıma teşebbüsleri 386h. ile 411h. yılları arasında olmuştu. Hıristiyanlar 557h. yılında yukarıda anlattığımız hadiseyi meydana getirdiler. Allah her defasında nebisini kendi katından tedbirlerle korudu. Sultan Nuriddin Zengi bu son teşebbüsten sonra tekrar böyle bir teşebbüsün olmaması için mübarek kabirlerin etrafına bir sur yaptırma kararı aldı.
Gerçekten bu surun yapımından sonra gizli olarak böyle bir teşebbüs daha görülmedi.
Sultan Hücre-i Şerifenin etrafına çok derin bir hendek kazılarak hendeğin iki tarafına demirlerle bağlı kayalardan oluşan iki duvar örülmesini ve bu iki duvar ararının kurşunla doldurulmasını emretti. Proje bitiğinde arka arkaya üç duvar oluştu.
Bunlardan birincisi büyük kayanın demirlerle birbirine bağlanmasından oluşuyordu. İkincisi onun önünde biraz mesafeli aynı vasıflarda ikinci bir duvardı. Bu iki duvar arasında yine kayaların dizilişi gibi kalıplar halinde kurşun döküldü. Yani bu iki duvar arasında kurşundan bir duvar olmuş oldu. Böylece üç duvar halinde Hücre-i Şerifenin etrafı aşağıdan kuşatılmış oldu.
Kurşunları eritme işi Babusselama çok yakın “sukul kumaşe” diye bilinen daha sonraları yanarak yok olan bir yerde yapılırdı.
Daha sonraları Hıristiyanlar farklı farklı teşebbüslerde bulunmuşlardır. Ama Allahın hıfzı ve inayetiyle her teşebbüs akim kalmış hedeflerine ulaşamamışlardır. Bazen Medine’ye ulaşamadan Allah hak ettikleri cezayı vermiştir; bazen de Mescid-i Nebevi nin içinde olağanüstü olarak helak olmuşlardır. Bu konuyu çok uzatmamak için bu olayların detaylarına girmeyeceğiz. Bu kadarıyla yetinelim
reklam